Pop Art Akımının Öncüsü Andy Warhol Kimdir ve Neden Sanat Dünyası İçin Bu Kadar Önemli?

Pop Art deyince ilk akla gelen isim Andy Warhol… İkonik Marilyn Monroe ve Coca Cola çizimleriyle tanıdığımız Warhol, hayatıyla da sanatıyla da tarihte iz bırakan isimlerden biri. Başına gelen ilginç olaylar ve sanat dünyasına kattığı yeniliklerle unutulmaz olmuş olan ressam hakkında her şeyi içeriğimizde derledik. Andy Warhol kimdir ve neden bu denli önemli diye merak ediyorsanız hemen buyurun! ?

Kaynak: https://www.artnews.com/list/art-news…

Türü icat eden kişi olmasa da Andy Warhol, pop art akımının öncüsü olarak tanınmayı başaran bir sanatçı…

Biraz kendi hikayesi biraz da sanatına kattığı benzersiz anlayışla pop art deyince akla gelen ilk isim olmayı hak ediyor Warhol… Peki bu yetenekli sanatçı aslında kim ve neden sanat dünyası için bu denli önemli? ?

Andy Warhol ya da gerçek adıyla Andrew Warhola, ABD’ye göç eden Slav bir ailenin oğlu olarak dünyaya geldi.

8 yaşındayken yüzünde, omuzlarında ve kalçalarında istemsiz kasılmalar yaşamasına sebep olan bir hareket bozukluğu hastalığına yakalandı. Bu hastalık nedeniyle okula gidemeyen Warhol, vaktini genelde evde dergi okuyarak geçiriyordu.

14 yaşında babasını kaybederek ciddi bir travma daha yaşayan çocuğun sanata olan merakı, annesinin kültüre olan ilgisi sayesinde başlamıştı.

İlerde çalışmalarında da etkisinin görüldüğü Katolik bir ailede büyüyen Warhol, liseyi bitirdikten sonra prestijli bir üniversite olan Carnegie Institute of Technology’ye girdi. Sonrasında üne kavuşmadan önce para kazanmak için çizerlik yapmaya başlamış ve iyi bir ev alacak kadar başarılı olmuştu.

Andy Warhol ticari sanat alanındaki kariyerine Glamour dergisi için ayakkabı çizerek başlamıştı.

Daha sonra Columbia firmasının kayıtları için albüm kapakları tasarlamış ve Israel Miller adlı bir fabrikacı için ayakkabı çizimleri yapmıştı.

Yetenekli genç bunca koşuşturmacanın içinde kendi sanatını ortaya koymaktan da geri kalmamıştı elbette.

Tamamen kendi eserlerinden oluşan ilk sergisini de New York’taki Hugo Gallery’de açarak sanatını dünyaya sundu. Warhol, savaş sonrası dönemde çizimlerini satarak geçinen tek isim değildi fakat onu diğerlerinden ayıran bir özelliği vardı: Ressam, koleksiyoncuları da müşteri gibi görüyor ve ticari sanatın değerlerini kendi sanatına yansıtıyordu.

Hatta kendisi otomobil üretiminde kullanılan bir terim olan ‘seri üretim hattı’ ile kendi stüdyosu arasında bir fark görmüyordu. Stüdyosunun ismi bile ‘Factory’ yani ‘Fabrika’ idi.

Warhol’un pop art akımına asıl dahil olduğu zamanlar 1960-62 yılları arasındaydı; bu dönemde gazete haberlerinde kullanılan reklam, karikatür gibi görselleri sanatına dahil etmişti. Özellikle 1962 yılında sergilediği ‘Campbell’s Soup Cans’ eseri pop art akımının önemli örneklerinden biri haline gelmişti.

Bu eserde Warhol 32 adet konserve çorbayı raflara dizilmiş şekilde resmetmiş ve hazır görselleri kullanmak yerine hepsini eliyle çizmişti.

Görselleri çoğaltarak yaptığı eserleri dikkat çektikten sonra Warhol ikinci bir fikirle çıkageldi: Fotoğrafı serigrafi yöntemiyle basmak.

Ünlü ‘Silver Car Crash’ tablosuyla bu fikri ölümsüzleştiren Warhol eserde bir araba kazası haberinden aldığı dağılmış araba fotoğrafını tonları değişecek şekilde basmış ve yan yana dizmişti.

Daha sonra konserve çorbalar gibi ticari ürünlerden Hollywood’un ticari malı olarak gördüğü ünlülere geçti.

Bu bağlamda Andy Warhol’un en bilinen eseri olan ‘Gold Marilyn Monroe’ ortaya çıkmış oldu. Bu çalışmasını, yine çoğaltma ve üst üste bindirme yöntemi kullanarak yaptığı ‘Silver Elvis’ eseri takip etti. Burada da Elvis Presley’nin silah çektiği bir fotoğrafı kullanmıştı.

Andy Warhol sadece eleştirel eserleriyle değil stüdyosu Factory ile de meşhur olmuştu.

Factory sadece Warhol’un kendi filmlerini çektiği, sanatıyla uğraştığı bir yer değildi; kapısı herkese açıktı. Burada sanat dünyasından insanlar parti yapmaya geliyor, müzik grupları ufak konserler veriyordu. Hatta Andy Warhol onların albüm kapaklarını tasarlamaktan da geri kalmıyordu.

60’lar boyunca sanat dünyasında kalıcı izler bırakan Andy Warhol’un hayatı ve kariyeri 1968 yılının Temmuz ayında bir anda yön değiştirdi.

Valerie Solanas adlı bir kadın Warhol’u yazdığı bir tiyatro oyununun taslağını çalmakla suçluyordu. Ressama karşı güttüğü kin sonunda somut bir hale gelmiş ve elinde silahla adamın ofisini basmıştı. Warhol’a üç el ateş eden kadının son kurşunu sanatçının karnına isabet edince Andy Warhol hemen hastaneye kaldırıldı.

İki ay boyunca hastanede yatan Warhol, ömrünün sonuna kadar cerrahi korse takmak zorunda kalacaktı ancak hayat devam ediyordu.

Vurulmadan altı ay öncesinde sanatçının ünü yayılmaya devam etmiş ve eserleri çeşitlenmişti fakat pek kimse fark etmese de aslında artık yeni şeyler üretmek için yeterince fikri yoktu. Yine de efsanesini sürdürmeye devam etti.

1986 yılında ölmeden önce yaptığı ‘Son Akşam Yemeği’ eserinde Katolik inancının hayatındaki yerini net bir şekilde gösterdi.

Leonardo da Vinci’nin ünlü eserini pop art akımına uyarlayarak yarattığı eser çok ses getirdi. Aslında bundan önce de dini anlamlar yüklediği eserleri olmuştu; Gold Marilyn Monroe portresinde bile! Burada bir ünlüye taparcasına bağlanmayı İsa’ya tapmaktan farklı görmediğini anlatıyordu. Doğal olarak İsa’yı merkeze alan en önemli eserlerden birini sanatına konu etmekten de çekinmemişti.

Andy Warhol bu eserini sergiledikten tam bir ay sonra safra kesesi ameliyatı sırasındaki komplikasyonlardan dolayı hayata gözlerini yumdu.

Son Akşam Yemeği eserinden sonra yaşama veda etmesi bir nevi tüyler ürperticiydi; sanki kendi ölümüne dair son bir tablo yapmış gibi…

Sonuçta Andy Warhol pop art akımına yön veren ve bu bakımdan sanat dünyasında unutulmaz hale gelen bir isim… Ki muhtemelen eserleriyle taze sanatçılara ilham olmaya da devam edecek.

Andy Warhol hakkında siz ne düşünüyorsunuz? Yorumlarda buluşalım! ?

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*