Canlıları Rezil de Vezir de Edebilen Ekosistem Nedir? İşte Duyunca Çok Şaşıracağınız İlginç Özellikleri

Maalesef küresel iklim değişikliği nedeniyle günlük hayatımızda bile sık sık ekosistem kavramından bahseder hale geldik. Zaten bahsetmek zorundayız çünkü hayatta kalabilmemizin tek nedeni ekosistemdir. Bazen küçük bir göl çevresinde oluşan ekosistem, bazen de koca bir ormanlık alanı kaplayabilir. Bu da demek oluyor ki Dünyamız üzerinde pek çok farklı ekosistem var.

Daha ilginç olan ise aynı isimle adlandırılan ekosistemler bile aslında her zaman aynı özellikleri taşımıyor. Çünkü bir bölgede canlıların uyum içinde yaşadığı bu sistemde sıcaklık ve nem gibi aklınıza gelen gelmeyen daha pek çok farklı faktör de var. Zaten Dünyamızın bu kadar benzersiz olmasının nedeni de bu. En iyisi gelin ekosistem nedir yakından bakalım ve örnekleri ile ilginç özelliklerini görelim.

Kısaca tanımlayarak başlayalım; Ekosistem nedir?

En genel tanımıyla ekosistem; farklı boyutlara sahip bir bölge içerisindeki bitkiler ve hayvanlar dahil tüm organizmaların uyum için çalıştığı bir alandır. Bölgenin sıcaklık durumu, bitki dizilimi, kayalık yapısı, nemi gibi sayısız canlı ve cansız faktör hep birlikte uyum içinde olduğu zaman bir ekosistem oluşur. Dengesi son derece hassas olduğu için bazen ufak bir değişiklik bile ekosistemi yok edebilir.

Aslında ekosistem bizim vahşi yaşam ya da doğal yaşam olarak adlandırdığımız şeyin ta kendisidir. Bir gelgit havuzu oluşur, oradaki yosunu biri yer, biri onu yer, o dışkı bırakır, o dışkı sıcaklığın etkisiyle bitkiye dönüşür, o bitkiyi biri yer, biri onu yer ve öylece sürüp gider. İşte tüm bu süreç tam bir uyum içinde işlediği zaman ortaya harika bir ekosistem çıkar. 

Hayret verici ekosistem örnekleri var:

Afrika’nın kuzeyinde yer alan dünyanın en büyük çöllerinden bir tanesi olan Sahra Çölü, görüp görebileceğimiz en benzersiz ekosistem örneklerinden birine sahip. Ne var canım çöl işte diye düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Çünkü Sahra Çölü’nün 9 milyon kilometrekarelik alanında pek çok farklı ekosistem yan yana yer alıyor. 

Mesela Sahra Çölü’nün bir bölümünde tatlı su var. Bu suyun içinde timsahlar ve etrafında leziz meyveler veren hurma ağaçları var. Bildiğin çöl olan kumul bölümünde ise oranın ekosistemine uyum sağlamış yılanlar ve akrepler var. Atlantik Okyanusu kıyısına baktığımızda denizsel bir ekosistemle karşılaşırız ve burada çalılar ile küçük ağaçların çevrelediği bir alanda yaşayan keçiler görürüz. 

Aynı isimlere sahip ekosistemlerin bile benzersiz özellikleri vardır:

Ekosistemleri genel olarak çöl, orman, gölet, resif, tundra, vaha gibi isimlerle adlandırırız. Günlük hayatta işimizi kolaylaştırsa bile aslında bu ekosistemlere biyolojik açıdan baktığımız zaman isimlerin her zaman benzer özellikleri karşılamadığını görürüz. Bunun en büyük örneği çöl ekosisteminde karşımıza çıkar.

Sahra Çölü çöldür ama aynı zamanda Gobi Çölü ve hatta Antartika da çöldür. Fakat gelin görün ki Çin ile Moğolistan sınırında yer alan Gobi Çölü’ne sık sık kar yağar ve sıcaklık donma noktasına kadar düşer. Burada bu ekosisteme uygun otlar bulunur ve yetişen otları yiyen at ve ceylan gibi sayısız canlı yaşar. 

Antartika ise daha da ilginç. Çöl mü çöl ama hepimiz biliyoruz ki bölge, kuru kayalar ve çıplak buzullardan oluşur. Burada yalnızca birkaç yosun türü yaşar. Elbette her ekosistemin kendi kuralları gereğince bu yosunlarla beslenen kuşlar vardır. Kuşlarla beslenen canlılar, onlarla beslenen canlılar derken koca bir ekosistem oluverir.

Bir ekosistemin değerini onu kaybedene kadar anlamayız:

İnsanlık var olduğu günden beri bir ekosistemin içindedir. Onun sayesinde yaşar, onun sayesinde gelişir. Ancak yine de onu yok etmekten kendini alamaz. Bunun en net örneğini, bugün Amerika Birleşik Devletleri ile Kanada ortak sınırları içerisinde bulunan Great Plains olarak adlandırılan bölgede görüyoruz. 

Great Plains’de yaşayan yerliler burada bitkiler ve hayvanlarla uyum içinde bir düzen geliştirmişlerdi. Derken nüfus arttı ve Lakota, Kiowa gibi bazı kabileler normalden daha fazla bizon avlamaya başladı. Bir yandan da bizonların beslenme kaynağı olan uzun çayırlar tarım arazisine dönüştürüldü. Sonuç olarak Yellowstone Ulusal Parkı gibi birkaç küçük ekosistem dışında bizonlar neredeyse yok oldu gitti. 

Ekosistemleri yok etmek kısa vadede faydalı olsa bile uzun vadede kaybeden biz oluyoruz:

Great Plains’de yaşanana benzer bir örnek ile Amazon ormanlarında da karşılaşıyoruz. Amazon ormanları yüzlerce farklı alt katmandan oluşan oldukça karmaşık bir ekosisteme sahip. Bu ekosistemde sayısız bitki, hayvan ve böcek var. Bu ekosistemde yetişen ağaçlardan kürar ve kinin gibi ilaç sanayisinde kullanılan maddeler elde ediyoruz. 

Peki ne oldu? Brezilya, Venezuela ve Ekvador gibi ülkelerde yaşayan yerel halk bu ormanları sistematik olarak keserek tarım arazisi yapmaya başladı. Her şey yolunda gidiyor; daha kolay yiyecek bulunuyor, altyapı çalışmaları yapılıyor ve sağlık hizmeti bölgeye daha kolay ulaşıyor. Ancak ilaç sanayisinde kullandığımız o maddeleri veren ağaçların sayısı giderek azalıyor. Daha kötüsü, ekosistem bozulduğu için artık o ağaçlar kolay kolay yetişmeyecek. 

Aslında ekosistemleri korumak da geri getirmek de bizim elimizde:

Biz insanların öncelikli amacı her zaman içinde bulunduğumuz ekosistemi korumak olmalıdır. Çünkü ihtiyaç için birkaç ağaç kesmekle hektarlarca ormanı yok etmek aynı şey değildir. Hadi doğayı geçtik, en bencilce amaçla düşünsek bile bozulan ekosistemler dönüp dolaşıp bize zarar veriyor. Ekvador gibi bazı ülkeler bu konuda özel yasalar bile yaptılar.

Aslında bir ekosistem asla tam olarak yok olmaz, sadece bozulur. Biz onu kendi haline bırakırsak yeniden eski düzenine dönecektir. Örneğin Güney Pasifik kıyılarındaki mercan resifleri okyanus sularının ısınması ve tuzluluğun azalması nedeniyle tehdit altında. Okyanuslar yeniden soğur ve tuzluluk artarsa mercan resifleri de eski haline gelecektir. Yani biz işi yokuşa sürmediğimiz sürece su akar yatağını bulur.

Her türlü canlı ve cansız faktörün uyum içinde çalışması ile oluşan ekosistem nedir, ne işe yarar, özellikleri nelerdir gibi merak edilen soruları yanıtladık. Elbette ekosistem içine dalınca kaybolacağımız kadar derin bir konu ancak biz bu yazımıda yalnızca temel bir bilgilendirme yapmayı hedefledik. 

Kaynaklar: National Geographic, Australian Museum, Khan Academy 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

xxx